Köpekten korkan, korkutulan insan topluluğu içinde köpek sever ve köpekle yaşayan bir insan olmak hem zor hem de bazen sinir bozucu. Yanından tasmalı hayvanınızla geçtiğiniz, ki bu hayvan bir Golden, yani olabildiğince sevimli ve insan dostu, çoğu kişi sanki bir pislik çuvalı ile yürüyormuşsunuz gibi bakıp geri çekiliyor. Neden? Korkana, tutamayana saygım var ama kötü bakana yok. Bügün bir kadın, tasmayı kısalttım korktuğu görünce “gelmesin bana, al şunu” diyor. Yahu sana niye gelsin? Hem nasıl gelsin kısaltmışım tasmayı, hayvanı iyice kendime yaklaştırmışım korkuna olan saygımdan. Çocuk koşarak parkta yanımıza geliyor sevecek Percy’i ama annesi bağırıyor “tutmaaaaa! mikroplu, pisssss” diye. Çocuk korkarak kaçıyor ben lafı kadına yapıştırmayı bilirim ama kibarca çocuğu ürkütmemek için “neden mikroplu, pis olsun tertemiz o” diyebiliyorum sadece. İçimden küdrediyorum, köpekler….dıttt….dıttttt….  Çocuk duymuyor sorun değil…
Sanki köpek besleyen herkes pislik içinde yaşıyor, her yer mikrop dolu. Hayır efendim değil alışın artık paylaşmaya, sevmeye, alışın!

Percy bize geldi, satın almadık. Bir sabah eşimin peşine takılıp camın önüne geldi. Daha önce evde bakılıp atılmış, belediye kısırlaştırmış ve daha dikişi, dikişinde tel zımbası varken ameliyatlı bir şekilde sokağa atmış, diğer köpekler hırpalamış, dikişi iltihaplı,  aç, susuz, çaresiz… Aldık onu içeriye cik cik cik cik ötsün diye.. Çünkü bize çocuklen öyle öğrettiler. Pır pır ederken canlandı ve evimizin komik, sevgi yumağı oldu. Keneleri vardı, pireleri bolca vardı, ve gerçekten iğrenç kokuyordu. Ama candı ve bize gelmişti bir kere. Bize gelen hiç kimse çaresiz bırakılmaz kuralını uyguladık ve kendisini bakıma aldık. Çok zorlandım, inanılmaz zorlandım,  köpek beslemek gerçekten insanı yoran ve özveri isteyen bir şey. Hele ki hazır değilseniz, iki  küçük çocukla başlarda çıldıracağım sandım. Bu aşamada köpek eğitmeni sevgili Ersen Akbaş bize gönüllü destek vererek gönlümüzü kazandı. Alıştım, alıştık sonra… Hepimiz alıştık, o da bize bizim düzene alıştı. Ve ben sonra farkedebildim ki (önceden hiç dikkami çekmiyordu) bizim ülkemizde köpek beslemek çok daha zor, zengin olmalısın bi kere, araban kesinlikle olmalı, maması- ilacı -aşısı ohhhhh missss…

Aslında dünyanın bir çok şehrinde, ülkesinde (Londra, Moskova, Danimarka, Çin vb.) labrador retriever, golden retriever, sibirya kurdu, alman çoban köpeği gibi orta ve büyük ırk tabir edilen eğitimli ve evcil köpekler sahiplerinin yanında bulunması ve tasmalarının takılı olması koşulu ile toplu taşıma araçlarında seyahat edebiliyorlar. Ama bizde “YASSAHHH BACIM YASSAHHH”… 

Araban yoksa köpek beslemek senin neyine, otur evinde, zaten kadın halinle çık çık çık…

Neyse bazılarına izin vermiş devlet baba.
Mesela;
http://www.istanbul-ulasim.com.tr/…

aşağıda belirtilenlerinnde istasyon ve araçlara hiçbir hayvan sokulmaz. bunlar;

– görme özürlülere refakat eden klavuz köpekler,

– boyun tasması olması ve kucakta taşınması şartıyla süs köpekleri

– küçük kafes hayvanları (serbest kaldığında yolculara zarar verebilecek yırtıcı, zehirli vs. hayvanlar hariç)

http://www.iett.gov.tr/…

aşağıdakilerin haricinde istasyon ve araçlara hiçbir hayvan alınmaz. bunlar;

– boyun tasması olması ve kucakta taşınması şartıyla süs köpekleri harici

– küçük kafes hayvanları (serbest kaldığında yolculara zarar verebilecek yırtıcı, zehirli vs. hayvanlar hariç)

– duraklarda ve araçlarda meydana gelebilecek hasar veya acil temizlik ihtiyacı şoföre bildirilmelidir.
Ve diğer bir taraftan, mesela;

Babylon Kilyos, plajda  köpekler için yer ayırmış, öyle kötü bir yer değil hem köpeğimizi güvenlice yüzdürebileceğiniz deniz kafesi bile var.. Sonra restaurantında köpekle yemek yenecek bölüm yapmış. Oturuyorsunuz masaya köpişiniz de yanınızda, yan masadaki minnak köpiş ile muhabbette.. Sosyalleşiyorsunuz hepiniz… Örnek olsun… Aferin… Bravo… Hatta yanımda olsa sarılıcam o derece…. 
Sonuç olarak;


Olsundu, napalımdı, gelmişti.. Pasaklı desinlerdi, çok da tın dı :
Hem zengin gösterirdi..